
Şarkışla’da ticaret yapmak, büyükşehirde ticaret yapmaya benzemez. Burada müşteriniz aynı zamanda komşunuz, çocukluk arkadaşınız, babanızın eski müşterisidir. Sattığınız buzdolabı bozulduğunda sizi mağazada değil, cuma namazı çıkışında ya da düğünde bulurlar.
Bu, ilk bakışta bir yük gibi görünebilir. Ben ise yıllar içinde bunun küçük yerde ticaretin en büyük avantajı olduğunu anladım.
İtibar, en değerli sermaye
Büyük zincir mağazalar fiyatla, kampanyayla, reklamla rekabet eder. Küçük ilçede ise asıl rekabet itibarla yapılır. Öztopraklar olarak beyaz eşyadan mobilyaya, GSM’den teknik servise kadar geniş bir alanda hizmet veriyoruz ve müşterilerimizin çoğu bize bir tanıdığın tavsiyesiyle geliyor. Bir kez güveni kaybederseniz, bunu hiçbir indirim geri getirmez.
Büyük mağazanın disiplini, küçük dükkânın samimiyeti
Babamdan devraldığım manifatura dükkânını beyaz eşya mağazasına dönüştürürken kendime bir hedef koydum: Şarkışla’daki müşteri, Ankara’daki bir mağazada göreceği hizmetin aynısını burada görmeli. Aynı ürün çeşitliliği, aynı taksit imkânları, aynı teslimat ve kurulum disiplini.
Ama bunu yaparken küçük dükkânın samimiyetini kaybetmemek gerekiyordu. Müşteriye çay ikram etmek, ismiyle hitap etmek, yaşlı bir teyzenin çamaşır makinesini kurduktan sonra programları tek tek göstermek… Bunlar hiçbir satış raporunda görünmez ama işin kalbidir.
İki şehre açılmak
Bugün iki şehirde mağazalarımızla hizmet veriyoruz. İkinci şehre açılırken en çok düşündüğüm şey şuydu: Şarkışla’daki güveni oraya nasıl taşırım? Cevap basitti ama zordu: Aynı standartları, aynı ekip kültürüyle kurmak ve ilk günden sözü tutmak.
Küçük ilçede büyük mağaza olmak, büyük düşünüp küçük yerin değerlerini korumaktır. Ben hâlâ her sabah mağazayı açarken bunu hatırlıyorum.