
Yıllarca tatili bir lüks, dinlenmeyi bir zaman kaybı olarak gördüm. Mağaza açık, telefonlar çalıyor, sahada ekip bekliyor, bir yazışmanın cevabı yetişecek… Durursam işlerin de duracağını sanıyordum.
Sonra bir akşamüstü, deniz kenarındaki bir otelin balkonunda, telefonum elimde değilken fark ettim ki son bir saattir aklım ilk kez sakin. Ve o sakinlikte, aylardır çözemediğim bir sorunun cevabı kendiliğinden gelmişti.
Dinlenmek de işin parçası
Girişimcilik bir koşu değil, bir maraton. Maratonda da en hızlı başlayan değil, temposunu en iyi ayarlayan kazanır. Yorgun bir zihin, doğru kararları geciktirir; aceleci kararlar ise çoğu zaman geri dönüşü zor maliyetler çıkarır.
Kendime koyduğum küçük kurallar
- Haftada en az bir yarım gün telefonu sessize almak.
- Büyük kararları gece değil, sabah vermek.
- Yılda en az bir kez, yeni bir şehre ya da ülkeye gitmek.
- Okumaya, özellikle de iş dışı kitaplara zaman ayırmak. Felsefe ve edebiyat bana çoğu iş kitabından daha fazla şey öğretti.
Durmak, geri kalmak değildir
Ekibime de aynı şeyi söylüyorum: İyi dinlenmiş bir çalışan, yorgun ama “hep orada” olan bir çalışandan daha değerlidir. İşletmeler insanlarla büyür; insanlar da ancak nefes alabildikleri sürece büyür.
Bu yazıyı yazarken bile, bir sonraki toplantının saatine bakmamak için kendimi zor tutuyorum. Ama öğreniyorum. Durmayı öğrenmek de bir beceri; ve her beceri gibi pratikle gelişiyor.