Eylül 23, 2026 · Seyahat

Yolda öğrendiklerim: New York’tan Ha Long Körfezi’ne

New York, Times Square

Seyahat etmeyi tatil için değil, bakış açımı tazelemek için severim. Şarkışla’da bir mağazanın vitrinini düzenlerken aklıma Times Square’deki ışıklı panolar gelir; bir depoda raf düzenini konuşurken Minsk’te gördüğüm düzenli sokaklar. Yol, insanın kafasındaki rafları yeniden dizer.

New York: Hız ve cesaret

New York’ta insanı ilk etkileyen şey hız. Herkes bir yere yetişiyor, her köşede bir iş kuruluyor, bir diğeri kapanıyor. Orada şunu düşündüm: Başarısızlık bu şehirde utanılacak bir şey değil, sadece bir sonraki denemenin başlangıcı. Küçük bir kahve arabasıyla başlayıp zincire dönüşen işletmeleri görmek, Anadolu’daki esnafın potansiyelini bana yeniden hatırlattı.

Ha Long Körfezi: Sabır

Vietnam’da Ha Long Körfezi’ndeki kayalıkların arasında teknede geçirdiğim saatler bana bambaşka bir şey öğretti. O kayaların şekillenmesi milyonlarca yıl sürmüş. Girişimcilikte hep hız konuşuyoruz; oysa kalıcı olan her şey zaman ister. Bir markanın itibarı da o kayalar gibi yavaş yavaş, katman katman oluşur.

Minsk: Düzen

Minsk’in geniş caddeleri, temiz meydanları ve düzeni dikkatimi çekti. İşletmede de durum aynı: Düzen, müşteriye görünmeyen ama her şeyi taşıyan bir altyapıdır. Depoda aradığınızı bulamıyorsanız, vitrindeki ürünün ne kadar güzel olduğunun bir önemi kalmaz.

Dönüşte yanımda getirdiklerim

Her yolculuktan sonra küçük bir not defteri doldururum: gördüğüm bir vitrin fikri, bir restoranın sipariş sistemi, bir otelin misafir karşılama biçimi. Bu notların bir kısmı hiç hayata geçmez; ama birkaçı mağazalarımızda, web sitelerimizde ya da ekip toplantılarımızda karşılık bulur.

Yol bana şunu öğretti: Dünyayı gezmek için değil, dünyayı eve getirmek için seyahat etmek gerekir.