
Babamın manifatura dükkânında büyüdüm. Top top kumaşlar, metreyle ölçülen perdelik, bayram öncesi dolup taşan bir dükkân. Çocukken farkında değildim ama orada ticaretin en temel dersini alıyordum: müşteri ürünü değil, güveni satın alır.
İlk büyük karar
Dükkân bana kaldığında Şarkışla’da insanların alışveriş alışkanlıkları değişiyordu. Hazır giyim büyük şehirlerden geliyor, kumaşa olan talep her yıl azalıyordu. Evlere ise buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon giriyordu.
Dükkânı beyaz eşya mağazasına çevirmek o gün için cesur bir karardı. Çevremden “babadan kalan işi bırakıyor” diyenler oldu. Ama ben işi bırakmıyordum; işin özünü, yani müşteriyle kurulan güveni yeni bir ürüne taşıyordum.
Bir işten diğerine
Beyaz eşyanın yanına mobilya, sonra GSM ve teknik servis eklendi. Her yeni alan bir öncekinin doğal devamıydı: buzdolabı alan müşteri bir gün servise, telefon alan müşteri bir gün hat ve yayın hizmetine ihtiyaç duyuyordu. Digiturk kurumsal satışının bugün 8 ile yayılması da aynı mantığın sonucu.
Hurdapazari.com ise sahadan doğan bir fikir. Kurumların depolarında yıllarca bekleyen, çalışan ama kullanılmayan binlerce cihaz gördüm. Bunları güvenle devralıp veri güvenliğini sağlayarak yeniden ekonomiye kazandırmak hem kurum için hem alıcı için değer yaratıyor.
Bugün geriye bakınca
Dükkân değişti, ürünler değişti, artık satışların bir kısmı ekranda gerçekleşiyor. Ama babamın tezgâhında öğrendiğim kural hiç değişmedi: müşteri bir kere güvenirse, geri gelir.
Genç girişimcilere tavsiyem şu: babadan kalan işi korumak, onu olduğu gibi saklamak demek değildir. İşin özünü koruyup kabuğunu zamanına göre değiştirmekten korkmayın.